Gerçek Milli Takım

0
841

28 Eylül Cumartesi günü oynanan, sportif olarak da pek parlak olmayan Galatasaray – Fenerbahçe maçının en önemli olayı, Fenerbahçeli Alman oyuncu Max Kruse’nin İstiklal Marşı’mızı söylemesi idi. Bir sürü Türk futbolcu dahi milli marşımızın sözlerini bilmiyorken profesyonel bir sporcunun sonuçta işini yaptığı ülkenin milli marşını öğrenmesi ve bunu en önemli derbi maçında söylemesi futbol gibi fanatik duygulara hitap eden bir “endüstri” için son derece zekice ve güzel bir hareketti.

Ama bizim anlı şanlı “sipor” basınımız İstiklal Marşı’nı okuyan Kruse ile meşgul iken aynı günün birkaç saat öncesinde iki tane Türk genci Fransa ve İspanya’da İstiklal Marşı’mızı oradaki tüm insanlara ve basına dinleterek tarihe geçiyorlardı!

Ayhancan, Bam Bam Bam

Serkan Yazıcı’nın Tosfed başkanlığı döneminde desteklenmeye başlanan 1998 doğumlu Ayhancan Güven şu anda küresel arenada inanılmaz başarılara imza atıyor. Hala belli bir yaş grubunun henüz algılayamadığı e-spor’da Cem Bölükbaşı’ndan daha önce dünyada adını duyurmuştu Ayhancan. Şu anda F1 destek serisi olarak koşulan Porsche Carrera Cup içinde çaylak (rookie) kategorisinden olmasına rağmen sadece kategoisinde değil, genel klasmanda şampiyona lideri. Yarış sırasında bütün yorumcular en çok ondan bahsediyor. Fransa’da, neredeyse tamamı Fransız pilotların içinde, ilk kez çıktığı ve sadece evindeki simülatörde antrenman yaptığı Fransa’nın en önemli pistinin sınıf rekorunu kıracak kadar da hızlı.  Yarış sırasında podyum görmeye o kadar alıştırdı ki bizi, ilk üç içindeki herhangi bir yerde yarışı bitirmesinden dahi memnun olmuyoruz. Yani futboldaki gibi “yenildik ama ezilmedik” tadında gururlu mağlubiyetler değil, bambam gelen zaferler var.

Tek Teker Toprak

Ayhancan İspanya’da milli marşımızı çaldırırken aynı gün Fransa’da 1996 doğumlu Toprak Razgatlıoğlu da milli marşımızı çaldırıyordu. Sadece bir yarış zaferi değil, WSBK serisinde tarih yazdı Toprak. Şampiyona tarihinin 800. yarışını kazanırken sadece bunu başaran ilk Türk değil, 16.lıktan start alıp yarış kazanarak 1988 yılında Le Mans’da 14.lükten gelip yarış kazanan Fabrizio Pirovano’nun rekorunu da kırdı. İlk yarışın zaferi ardından MotoGP resmi sitesinde Toprak’ın duygusal anlarını gösteren video paylaşıldı. Muhtemelen camiada “Tek Teker Arif” olarak bilinen ve sevilen rahmetli babası ile zaferini paylaşıyordu sevgili Toprak…

Toprak bu sezon Kenan Sofuoğlu’nun eski takımı Kawasaki Pucetti’de yeşil motorun üzerindeki kocaman, kırmızı bir “Turkish” yazısı ile yarışıyor. Kenan, Deniz ve Can Öncü, yeğeni Bahattin ile birlikte Toprak ile de doğrudan ilgileniyor. Neredeyse her yarışta padokta. Deniz ve Can bu yıl KTM takımında yoğun rekabetin içinde MotoGP yolunda bir öğrenme sezonu geçiriyor. Can’ın geçen yıl kazandığı ilk yarışta kırdığı rekor üzün yıllar kırılamayacak.

Tabi sporcularımız sadece rakipleriyle yarışmıyor. Ayhancan’a yarışlar sırasında pek de adil olmayan cezalar verildiğini yakından takip edenler biliyor. Toprak takımı tarafından taa Japonya’ya kadar takım pilotu olarak götürülüp 24 saat yarışında bir kere bile motora bindirilmeden geri getirildi. Sporcularımız psikolojik olarak pist dışı alanlarda da yarışıyorlar.

Motorsporları Kültürü

Peki bu çocuklar nasıl çıktı? İsimler önemli değil ama tamamen bu işe hayatını adamış insanlar sayesinde çıktılar. Ülkede bu çocukları yetiştiren bir sistem yok. At, avrat, silah diyen, otomobile bu kadar düşkün bir ülkede motorsporları kültürü neredeyse yok. Peki F1 yarışı için neredeyse 15 yıl önce, bu milletin parası ile inşa edilmiş yaklaşık 300 milyon değerindeki bir tesise rağmen bu eksiklik neden?

Motorsporları kültürü Avrupa ve Amerika’da 2.Dünya savaşı sonrası inşa edilmiş hava meydanlarının yerel yarış pistlerine dönüşmesi ile lokalleşmeye başladı. İnsanlar için gelişmiş otomotiv endüstrileri sayesinde kolaylıkla sahip olabildikleri yerli yarış araçları ile batı medeniyetinde bu kültür çok daha kolaylıkla oluştu. Yüzlerce yıl önce rönensans yaşamış bir toplumun kültürel değerleri ile gelişmiş endüstri birleşince ortaya motorsporları kültürü çıkıyor. İki konuda da ne kadar eksik olduğumuzu düşünürsek şu andaki durumumuzu analiz etmek çok da zor olmuyor.

3F ile Dünya Dönüyor

Portekiz’de 41 yıl diktatörlüğü süren Salazar halkı yönetmek için kullandığı “Fado (müzik), Fatima (din), Futbol” ile dünya siyaset tarihine 3F formülünü kazandırmıştır. İlk ikisi ile siyaset bilimciler ve gazeteciler yeteri kadar yazdığı için ben sadece futbol ayağı ile bir şeyler söylemek istiyorum.

Ülkemizin futbol milli takımındaki sporcular bile bu ülkenin altyapısında yetişemiyor. Yıllardır Avrupalıların yetiştirdiği Türk isimli sporculardan medet umuyor 80 küsür milyonluk ülkenin milli takımı. Üstelik sokakta dört taş, bakkaldan plastik top ile oynanabilecek, her gün saatlerce üzerinde konuşulan milyar dolarlık bir sektör olmasına rağmen.

16 yıllık aktif spor hayatında 5 kez Dünya Şampiyonu ünvanı alan, dünya arenasına çıkan çocukları yarıştırmak ve sahipsiz bırakmamak için “Turkish National Team” kuran Sakaryalı Kenan Sofuoğlu kendi şehrindeki pisti bitirebilmek için yıllardır uğraşırken, 2.ligde oynayan ve yılda 20 gün dahi kullanılmayan Sakaryaspor’a 120 milyon liralık futbol stadı inşa ediliyor. Mesleğim ve şu andaki aktif görevim icabı motorsporları tesisleri konusunda ülkedeki konuya hâkim az sayıdaki insandan birisiyim. O stada harcanan 120 milyon lira ile bu ülkenin her bölgesinde bir motorsporları kompleksi kesinlikle kurulabilir.

Motorsporları kompleksleri sadece yarış hafta sonu hizmet vermez. Hafta içi zamanda okullara, özel ve kamu kurumlarına trafik ve sürüş eğitimlerine ev sahipliği yapar. Karting sayesinde her vatandaşın motorsporları ile tanışması, hız duygusuna tatmin etmesini sağlar. Trafik kazalarının terörden fazla insanın hayatına mal olduğu bir ülkede bu tesisleri yapmak herhangi bir futbol stadı yapmaktan çok daha önemli ve öncelikli bir iş olmalıdır.

Ne yapmalı?

Geçen yıl bazı ünlülerin katıldığı bir kampanya ile bir futbol kulübünün borcunu “azaltmak” için vatandaşlardan 50 milyon lira para toplandı. Açıkça kendi adıma söylemek gerekirse devletimiz futbol denen bu dev ticarete vergi avantajları hatta aflar ile fazlasıyla hak etmediği bir destek sağlıyor. Oysa eğer uluslararası başarı bu destek, teşvik ile ilgili bir kıstas olsaydı motorsporları hak ettiği desteği alırken milyon dolarlık futbolcuların halı sahada oynuyor olmaları gerekirdi.

Bu destekten kastettiğim yeni dev tesisler ve oraya gelecek F1 gibi şampiyonalar anlaşılmasın sakın. Yani bizim bir haftalık F1 gibi bir motorsporları organizasyonu için Amerikalı organizatöre verecek 25-30 milyon dolar (Eleştirdiğim Sakaryaspor stadı maliyetinn 1,5 katı) paramız varsa bunu en fazla 3, 3.5 km uzunluğundaki lokal motorsporları kompleksleri için kullanmalıyız. Bu tesisler dünyada olduğu gibi şehir dışlarında, arazi maliyeti düşük yerlerde inşa edilirler.

Burada lisanslı sporcu sayısı da doğrudan tesis ile alakalı. Koskoca ülkede federasyonları ulusal şampiyona için kullanamadığı bir F1 pisti ile İzmit Körfez ve İzmir Pınarbaşı’nda iki adet 2 km uzunluğunda lokal pist ile bu kadar global başarılı sporcu çıkması tamamen mucizedir. TMF şu anda Afyon’daki MXGP için yapılan tesisin asfalt alanı ile Uşak’taki Mümtaz Pak’ın çabaları ile inşa edilmiş pisti kullanıyor.

Antalya’da yıllar sonra hayata geçen drag pisti Tosfed vesilesi ile hayat buldu. Şu anda motorsporları ile ilgili altyapı kurmak isteyen yerel yönetim veya özel işletmeciler için Tosfed bir yönetmelik çalışması yapıyor. İzmir pisti arazisindeki ciddi kayba rağmen eski planındaki 6 sol bir sağ hali yerine çok daha teknik 5 sol 5 sağ viraj ile bu hafta açılıyor. Tosfed üç yıldır Fiat ile birlikte “Tosfed Yıldızını Arıyor” projesini sürdürüyor. TMF gençlere yönelik hem Yamaha hem CF Moto ile tek marka kupası yaptı. Ama bunlar kesinlikle yeterli değil.

Bu sporun ülke sathına yayılması, mevcut başarılı sporcularımız daha çok tanınması ve gençler için rol model olması, lisansı sporcu sayısı ve kulüplerin çoğalması ve niteliklerinin artması, yeni şampiyonlar çıkması için en kısa zamanda ilgili motorsporları federasyonlarının yöneticileri ile önde gelenleri ortak bir eylem planı ile yedi bölgede tesisleşme ile ilgili ön projeleri oluşturmalı ve harekete geçmeliler.

Bu tesisler sadece spor için değil, o tesisin bulunduğu bölgede gençlerin trafik yerine pistlerde güvenle spor yapabilecekleri, eğitim alabilecekleri ve yerel otomotiv sanayinin de gelir elde ederek çevresine ekonomik olarak da katkıda bulunacağı tesislerdir. Bir futbol stadının bakım giderleri son derece yüksektir ve yılın çok az amanı aktif olarak kullanılır. Çevresindeki seyyar satıcılar haricinde de bölge ekonomisine hiçbir katkısı yoktur. Çünkü 90 dakikalık bir maç için şehir dışından konaklamalı seyirci gelmez. Oysa bir Anadolu şehrinde organize edilen bir ralli sırasında siz o şehirde boş otel odası dahi bulamazsınız.

Birlikte kuvvet doğar ve artık bu sporun global başarısını ülke sathına yaymak için birlik olma vaktidir…

Facebook Yorumları

yorum